20 Mart 2022’de Adana’da Furkan Hareketi mensuplarına yönelik polis işkencesinin üzerinden 4 yılı aşkın süre geçtikten sonra Adana Cumhuriyet Başsavcılığı dosyada dikkat çeken bir adım attı. Savcılık, 5 Ağustos 2026 tarihli yazıyla Emniyet’ten bilirkişi raporunun yeniden incelenmesini, müdahale sırasında zor kullanma yetkisinin gerektirdiği ölçünün dışında kuvvet kullanılıp kullanılmadığının belirlenmesini ve varsa sorumlu kolluk görevlilerinin tespit edilmesini istedi.
Ancak dosyanın geçmişi çok daha çarpıcı. Savcılık, 2023 yılında da müdahalede bulunan ve yaralama eylemi gerçekleştiren kolluk görevlilerinin tespit edilmesini Emniyet’ten istedi. Emniyet ise savcılığın bu talebine cevap vermedi.
Üstelik bu, Emniyet’in keyfine bırakılmış sıradan bir yazışma meselesi değil. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 161. maddesine göre adli kolluk, Cumhuriyet savcısının adliyeye ilişkin emirlerini gecikmeksizin yerine getirmekle yükümlü. Aynı düzenleme, savcının istem ve emirlerini yerine getirmede kötüye kullanma veya ihmal görülen kolluk amir ve memurları hakkında doğrudan soruşturma yapılabilmesine de imkân tanıyor.
SAVCILIK EMİR VERİYOR, EMNİYET YERİNE GETİRMİYOR!
Ortada son derece açık bir tablo var:
Savcılık sorumluların tespit edilmesini istiyor.
Emniyet ise bu talebe cevap vermiyor.
Oysa adli kolluğun soruşturma işlemlerini Cumhuriyet savcısının emir ve talimatları doğrultusunda yürütmesi ve bu emirleri gecikmeksizin yerine getirmesi gerekiyor. Adli Kolluk Yönetmeliği de soruşturma işlemlerinin Cumhuriyet savcısının emir ve talimatları doğrultusunda öncelikle adli kolluğa yaptırılacağını açıkça düzenliyor.
Peki Adana Emniyeti, savcılığın talebini yerine getirmeme yetkisini nereden buluyor?
Emniyet, soruşturmayı yürüten Cumhuriyet savcılığının talebini görmezden gelecek makam mı?
Dört yılı aşkın süredir dosyada yaşanan tablo, 20 Mart polis şiddeti soruşturmasının neden sonuçlandırılamadığını gözler önüne seriyor.
20 MART’TA NE OLMUŞTU?
20 Mart 2022’de Adana’da Furkan Vakfı mensuplarının tutuklu bulunan gönüllüler için yürüyüş ve basın açıklaması yapmak istemesi sırasında polis müdahalesi gerçekleşmiş, olaylara ilişkin görüntüler kamuoyunda geniş yankı uyandırmıştı.
Dönemin Adana Valiliği, müdahale sırasında iki polis memurunun orantısız güç kullandığının tespit edildiğini ve konuyla ilgili soruşturma başlatıldığını açıklamıştı.
Dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ise olay sonrasında “orantısız güç uygulamak, bizim yöntemimiz olmamalı idi” açıklaması yaparak masum vatandaşlara yönelik ağır müdahale gerçekleştirildiğini itiraf ederek soruşturma başlatıldığını duyurmuştu.
O gün çekilen görüntülerde polislerin gruba cop, biber gazı ve diğer müdahale araçlarıyla müdahale ettiği görülmüş; olay, farklı siyasi aktörlerin de tepkisine neden olmuştu.
28 ŞUBAT ZİHNİYETİ HALA İŞ BAŞINDA!
20 Mart’ın üzerinden dört yılı aşkın süre geçti. Savcılık hâlâ “kim, ne kadar güç kullandı?” sorusunun cevabını arıyor.
Dün ise Furkan Hareketi mensuplarına yönelik polisin sokak işkencesinden yeni görüntüler ortaya çıktı.
Peki, 2022'de yaşananların hesabı yıllar sonra bile sorulamıyorsa, bugün yaşananların akıbeti ne olacak?
19 Eylül günü Adana'da yapılan basın açıklaması sonrası herhangi bir taşkınlık çıkarmadan akşam namazını kılmak üzere camiye gitmek isteyen vatandaşlar, polisin işkenceye varan müdahalesiyle karşılaşıyor, biber gazına maruz kalıyor, ters kelepçeyle gözaltına alınıyor.
Yıllardır İslami kimliğiyle kamusal alanda var olan, ders halkaları düzenleyen, adalet talebiyle yürüyüşler gerçekleştiren insanların karşı karşıya kaldığı müdahaleler 28 Şubat zihniyetinin bugün hala devam ettiğini ortaya koyuyor.
Aradan geçen 4 yılı aşkın zamana rağmen 20 Mart dosyasında hala sorumluların tespit edilmeye çalışılması ve Adana’da benzer görüntülerin yeniden ortaya çıkması, Furkan Hareketi mensuplarına yönelik polis müdahalelerinin hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde denetlenmesi konusunu bir kez daha gündeme getirdi.